ÜYE İŞLEMLERİ
PİYASALAR
DOLAR
7,7738
EURO
9,0827
IMKB
80.549
HAVA DURUMU
MAİL LİST
Nöbetçi Eczaneler
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
DİL YARASI - DR. METİN AVCI
20 Ağustos 2020 Perşembe 10:50

DİL YARASI - DR. METİN AVCI

Yazar Dr. Metin Avcı'nın yeni yazısını siz sayın okurlarımızın beğenisine sunuyoruz.

 

 

 

Değerli Okurlarım,

Gerek Yüce Kur'an ve gerekse Sevgili Peygamberimiz; insanları hor görmeyi¸ kötü lakaplar takmayı¸ hakaret etmeyi yasaklamıştır. Yüce Allah;

"Ey iman edenler! Erkekler diğer erkeklerle alay etmesinler; onlar kendilerinden daha iyi olabilirler; kadınlar da diğer kadınlarla alay etmesinler; alay edilen kadınlar edenlerden daha iyi olabilirler. Biriniz diğerinizi karalamayın, birbirinize kötü lakap takmayın. İman ettikten sonra fâsıklıkla anılmak ne kötüdür! Günahlarına tövbe etmeyenler yok mu, işte zalimler onlardır" buyurmuştur. (49.Hucurat, 11)

Peygamber efendimiz sav. ise: "Mümin; insanları kötüleyen¸ lanetleyen¸ kötü söz ve çirkin davranış sergileyen kimse değildir" buyurmuştur. (Tirmizi, Hadis No:1900)

Değerli Dostlar,

Eğer dilimizi tutamazsak, sonuçlarına katlanmak boynumuzun borcu olur. Bu konuda bir sürü örnek verebilirim ancak çok hoşuma giden bir hikayeyi sizinle paylaşmak istiyorum. Hikayemiz Eski Yunanistan’ın Teb şehrinde geçiyor ve şöyle:

Günlerden bir gün, insanlar çok acı veren ve öfke uyandıran bir cinayet haberiyle güne uyanmışlardı...

Şehrin soylu ailelerinden birinin gayet iyi eğitimli genç ve yakışıklı oğlu, avam sınıftan, çirkin ve yaşlı bir kambur tarafından şehir meydanında nedensiz bir şekilde ve vahşice kafasına çekiçle vurularak öldürülmüştü...

Öldürülen genç, geleceği son derece parlak, şehirde çok sevilen ve tanınan bir delikanlıydı... İnsanlar belki de bu yüzden çok öfkelenmiş, isyan etmişlerdi. Kadınlar ve genç kızlar bu delikanlının arkasından oluk oluk gözyaşı dökmüşlerdi. Arkadaşları katili linç etmek istemişler ama Teb şehrinin yargıçları ve yöneticileri gelenekleri hatırlatarak adil bir yargılamanın gerekliliğini savunmuşlardı...

Katil o güne kadar kimsenin dikkatini çekmeyen kambur, bir gözü kör, bodur, çirkin, az konuşan bir adamdı. Ancak daha önce hiç bir suça karışmamış, silik bir geçmişi vardı. Şehrin meydanının köşesindeki tezgahında çarık yaparak satar, kıt kanaat geçinirdi...

İşte bu katil, şehrin geleneklerini korumak ve gençlere öğretmek uğruna adil bir şekilde yargılanacaktı. Fakat mahkemede bu katili savunacak hiçbir avukat çıkmamıştı. Oysaki savunma hakkı kutsaldı...

Mahkeme heyeti, çarıkçıyı asmadan önce usulen yargılama yapması gerektiği için, Atina'dan bir avukat çağırtmıştı...

Atina'dan genç bir avukat gelmiş, önce yetkililerden olayı dinlemiş sonra da çarıkçı ile hücresinde görüşerek dava gününü beklemeye başlamıştı...

Dava günü şehrin meydanında kurulan mahkemeyi binlerce kişi izliyordu...

Mahkeme savcısı kısa bir suçlama konuşması yapmış ve halk öyle bir galeyana gelmişti ki; mahkeme yargıçları ve emniyet güçleri halkı zaptetmekte bir hayli zorlanmıştı...

Sonra söz savunmaya gelmiş, herkes dikkat kesilmişti. Atina'dan gelen genç avukat kürsüye çıkmış ve yüksek sesle şöyle demişti:

"Teb şehrinin soylu ve bilge yargıçları, önünüzde saygı ile eğiliyorum. Sizlere Atina şehrinin yargıçlarının selamlarını getirdim".

Bu güzel sözler herkesi etkilemiş ve baş yargıç Atina şehrinin yargıçlarına hitaben kısa bir teşekkür konuşması yapmıştı...

Sonra avukat savunmasına şöyle devam etmişti:

"Teb şehrinin adil savcıları, önünüzde saygı ile eğiliyorum. Sizlere Atina şehrinin savcılarının selamlarını getirdim". Bu kez savcılar başlarını eğip selam vermişler, avukat sözüne tekrar devam etmişti:

"Teb şehrinin aziz mahkeme görevlileri, önünüzde saygı ile eğiliyorum. Sizlere Atina şehrinin mahkeme görevlilerinin selamlarını getirdim"...

Meydandaki insanlar Atina'lı genç avukatın bu garip savunması karşısında mırıldanmaya başlamışlardı. Tam bu sırada avukat, katil çarıkçının iki yanındaki askerlere dönüp şöyle devam etmişti:

"Teb şehrinin aziz askerleri, önünüzde saygı ile eğiliyorum. Sizlere Atina şehrinin askerlerinin selamlarını getirdim"...

Mırıldanmalar homurdanmalara dönüşmüş ama avukat, "Teb şehrinin aziz yurttaşları önünüzde saygı ile eğiliyorum. Sizlere Atina şehrinin yurttaşlarının selamlarını getirdim" diyerek sözlerine devam etmişti...

Meydanda bulunan kalabalık,
"Eh artık selam söyleyecek kimse kalmadı" diye düşünürken, dikkatle genç avukatın söyleyeceklerine odaklanmışlardı...

Ama nafile... Avukat; "Teb şehrinin sevgili çocukları önünüzde saygı ile eğiliyorum. Sizlere Atina şehrinin çocuklarının selamlarını getirdim" diye sözlerine devam edince, bardağı taşıran son damla olmuştu...Herkes isyan edip bağırmaya başlamış hatta bazıları avukatın başına bir şeyler fırlatmıştı...

Baş Yargıç çok kızmasına rağmen, halkın öfkesini boşaltmasına bir süre izin verip avukatı şu şekilde uyarmıştı:

"Genç dostum lütfen artık savunmanıza başlayın, selam faslını keselim"...

Avukat bu uyarı üstüne, bir süre seslerin kesilmesini beklemiş ve sonra da kendinden emin bir şekilde şunları söylemişti:

"Ben zaten savunmamı yapıyorum sayın yargıç. Biraz evvel sizin de teslim ettiğiniz gibi soylu ve güzel sözler, selamlar ve sevgiler iletiyorum"...

"Evet ama sıktınız artık" diye cevap veren yargıç; "Görmüyor musun sabırlar taştı, halk isyan ediyor" diye sözlerine ilave yapmıştı.

Avukat, "Anlatmak istediğim de bu sayın yargıç. Güzel ve soylu sözlerim bile tekrarlanınca sizleri sıktı ve isyana sevk etti. Yurttaşlardan bazıları ellerine fırsat geçse neredeyse beni linç edecekler" dedi. Biraz durduktan sonra, yavaşça "Anlatmak istediğim de bu" diye tekrarladı... Herkes pür dikkat kesilip meydan sessizliğe bürününce genç avukat konuşmasını şöyle sürdürmüştü:

"Maktul her gün yanımızda oturan çarıkçının tezgahının önünden geçerdi ve bu zavallı adamı görünce onu nasıl selamlardı biliyormusunuz?"

İşte tam bu noktada avukat sesini alaycı bir tona sokarak ve çarıkçıya dönerek;
"Hey kambur, nasılsın?" dedi. Bir an sustu... Sonra eve dönerken ve çarıkçının yanından geçerken maktulün şu sözlerini yine alaycı bir şekilde çarıkçıya tekrarladı: "Hey kambur, tek gözüne iyi bak ha... "

Herkes başını önüne eğmiş, için için ağlayan çarıkçıya bakmaya başlamıştı...

Avukat sazını eline alan sanatçı gibi savunmasına devam ediyordu:

"Maktul bununla da yetinmemiş, başkalarının yanında çarıkçıya şunu da demiştir : (Yine kışkırtıcı bir sesle kambur çarıkçıya dönerek) "Hey kambur sen bu boyla çarıkçı olacağına baca temizleyici olmalıymışsın. Hiç olmazsa çirkin yüzünü isten ve lekeden görmezdik. Ha bu arada unuttum, sen bu kamburla bacaya sığmazsın değil mi? Ve daha neler neler söylerdi tekrarlamaya dilim varmıyor."

Meydanda çıt çıkmıyordu artık... Avukat devam etti;
"İşte böyle aşağılayıcı sözcüklerle her gün selamlanmak ne demektir bilir misiniz?"

Bir an sessizlikten sonra meydandaki seyircilere doğru yürüyerek sözlerini sürdürdü:

"Kaderinize küsmüş yalnız ve yoksul olduğunuzu düşünün, kimsenin bakmak istemediği kadar çirkin ve ümitsizsiniz ve sizinle her gün tek konuşan, tek selam veren kişi bu zavallılığınızı sürekli yüzünüze vuruyor. Bir düşünün ne hissederdiniz?"

Avukat yarattığı tesirden artık emindi. Meydanda tek duyulan ses çarıkçının gizlemeye çalıştığı hıçkırıklarının sesi idi.
Küskün bir sesle; "Ben ise sizleri sadece güzel sözlerle selamlamak istemiştim. Bundan bile sıkıldınız".

Avukat durdu, arkasını döndü ve baş yargıca dönüp;
"Her neyse savunmam bu kadar sayın yargıç" dedi...

Hikayenin sonu yok. Ama kıssadan hisse var Sevgili dostlarım...

Ne dişlerimiz, ne yumruklarımız ne de tekmelerimiz! Bizim en büyük silahımız dilimizdir... Uzun menzilli silahlardan daha tesirli, atom bombasından daha yakıcı ve yaralayıcı... Covid19'dan daha bulaşıcı ve öldürücü...

Öyleyse gelin hep beraber dilimiz ile işlediğimiz günahlarımıza tövbe edelim. "Çünkü Allah, tövbeyi çokça kabul eden ve kullarına çokça acıyandır”. (Bakara, 2/37). "... Ey Rabbimiz! Unutursak veya hata edersek bizi sorumlu tutma..."(Bakara, 2/286).

Allah'tan dilerim ki; bizi dilimize ve nefsimize hakim olan kullarından eylesin. Şu ölümlü dünyada kimsenin kalbini kırmadan, kimseye iftira atıp karalamadan huzura varmayı nasip eylesin. Bu hataları yaptıysak bir an önce bu hatalardan dönmeyi, kul hakkına girmemeyi ve özür dileyip helallik alabilmeyi cümlemize göstersin inşallah... Amin.

Dr. Metin Avcı

Bu haber toplam 4316 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÇOK OKUNANLAR