ÜYE İŞLEMLERİ
PİYASALAR
DOLAR
6,0368
EURO
6,8881
IMKB
80.549
HAVA DURUMU
MAİL LİST
Nöbetçi Eczaneler

Leyla Yıldız / Uzman - Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Fantastik Film Platosu

28 Mart 2018 Çarşamba 22:40

 

 

 

Koca bir milleti diz çöktürmek için nasıl bir senaryo yazarsınız?

Üretimini durdurur, kendinize bağlarsınız. Doğmamış torunlarının torunlarını borçlandırırsınız, yedikleriyle  hücrelerini zehirlersiniz, askeriyesine ajan sokup, yıpratır, kozmik odasına sızarsınız.  

Uluslararası diplomasiyi portakal bıçaklayarak yaparsınız.

Sanki siz başka bir ülkenin vatandaşıymışsınız gibi, “keşke düşman galip gelseydi” diyen tarihhiçbilmezin ziyaretine gidersiniz... Bunların üzerine, bir de halkınıza işgalcinin kuzu çevirmesini izletirsiniz.

Tarihini yeniden yazarsınız.

Yeterli  mi?

Ya da,

 “Fantastik film senaryosuna” devam mı?

Milletinizin vefat etmiş, büyük büyük büyük ninelerini mezarlıktan seçmen yaparsınız. 160 , 180 yıl önce doğmuş ninelerinin öldüklerini iddia edenleri de ispata zorlarsınız.

Dünya görüşleri farklı olan okumuş aydınları itibarsızlaştırır, “bilime hizmet” anlayışı altında; Memleketinizin “geleceği için cahil insan yetiştirmek lazım, okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor, cahil insan memleketi ayakta tutacak” sözlerinin sahiplerini, bahçe müdürlerini, rektör yaparsınız.

 Medyayı satın alır, satın alınmakta direnenlere, yüklü vergi bindirirsiniz.

Milliyetçiliği ayaklar altına sürükleyip, terörist ile aynı masaya oturup, tokalaşmalarınızı muhalefetin üstüne yıkarsınız. Terörist yakınlarının milletvekili olmasına göz yumarsınız. Yurt dışında gerçekleşen terörist toplantılarında, ülkenizin milletvekili kimliği ile resmen kanlı eylemlerini savunmalarına, kulaklarınızı tıkarsınız.  Acılı şehit babalarına “şerefsiz”, şehide “kelle”, terörist başına “sayın” der, “eşkıyanın türkülerine” ailecek ağlarsınız.

Maden ocaklarında, yüzlerce metre yerin altında, canlı canlı göçük altındakilerin, çaresiz yakınlarını adamlarınıza tekmeletir, boğazlarına yapışırsınız.

Komşu ülkenin iç işlerine karışır, milyonlarca soylu-sopsuz mülteciye kapınızı açar, maaşa bağlar, her aileye bir daire verirsiniz. Kendi halkınıza da en ağır vergiyi bir gecede torbalarsınız.

Yağan yağmur altında birlikte yürüdüğünüz “muhterem hoca”nız tarafından kandırılmış olmanın masumiyetiyle, kandırılmamışları kandırmışlar olarak gösterip, kandırmışın müridleriymiş  gibi suçlarsınız.

Büyükşehirlerin “beton yığınına dönüşmelerinde payınızın çok büyük” olduğunu yine “kandırılmış iyi insan saflığıyla” itiraf edersiniz.

Sizin o kadar “hata” yapıp “af dilemeye” hakkınız varken, üniversitede okuyan gençlerin “hata” yapmalarına bir büyük olgunluğu ve şefkatiyle yaklaşmazsınız. Eğitim hayatlarını, sistemi yeryüzünden silinmiş bir “bitik” ideolojinin yakıştırması ile sonlandırırsınız. Bir yandan da mülteci ve yandaş “din kardeşlerinizi” beleşten üniversitelere sokarsınız.

Sağ-sol ayrışmasını, 38 yıl önce kanlı acılar içinde bitirmiş olan halkınızın, korkularını  yine yeniden aynı dilde, hitap ederek hortlatmaya çalışırsınız.

Anneniz de bir kadınken, kadından nefret edersiniz. Bedenine, kıyafetine, mesleğine karışır, her davranışını dini inanca bağlarsınız. “Kapalı bacı, açık, kaportası bozuk kadın” itamlarınızla kadınları ikiye bölersiniz. Doğaya, kadına, çocuğa, gence, yaşlıya, karşı görüşteki herkese, hayvana yönelik şiddeti görmezden gelirsiniz.

Kaçak  tekke ve zaviyelerde, toplu  tecavüze uğrayan çocuklar için “bir kerecikten bir şey olmaz, miniğin de rızası vardı.” Dersiniz.

Geçmişte yabancıların ellerini kollarını sallayarak, ülkenizi işgal etmelerine ortaklık etmiş kralınızı büyük lider gösterip, asıl vatan evlatlarını “hain” göstermeye çalışırsınız.

Canını vatanı için hiçe sayıp, cepheden cepheye koşan, ülkesine refahı, barışı getirmiş, kalkındırmış, halkına kimlik kazandırmış, özgürce dinini yaşamasını sağlamış, dünyanın tek örnek aldığı lider ile yarışa girersiniz.  Yoktan var olmayı binbir zorlukla yeniden başarmış bir milletin, yönetim biçimini değiştirmeye kalkarsınız, milli değerleriyle oynarsınız.

Milletin can damarı, şanlı destanı olan milli marşını “değiştirmeye” yeltenirsiniz, kendi çocuklarınız askeri görev yapmamışken, halkın evlatlarını “şehitliğe” heveslendirirsiniz.  

Bir ulusa diz çöktürebilecek yeterli senaryoyu şimdi oluşturduk mu dersiniz?

Bir  de bu oyunu oynayacak tertemiz, inançlı, kefenli, saf ve güzel bir halk bulmak lazım...

 Değil mi?

 

 

 

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
ÇOK OKUNANLAR