ÜYE İŞLEMLERİ
PİYASALAR
DOLAR
7,8251
EURO
9,1524
IMKB
80.549
HAVA DURUMU
MAİL LİST
Nöbetçi Eczaneler
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
KERBELÂ KERBÜBELÂ
29 Ağustos 2020 Cumartesi 22:15

KERBELÂ KERBÜBELÂ

Değerli hocamız Dr. Metin Avcı'nın kaleme aldığı 'Kerbela Kerbübela' konu başlıklı yazısını siz sayın okurlarımızın beğenisine sunuyoruz.
 
 
Kıymetli Dostlar;
Zaman, ömrümüzü içinde tükettiğimiz bir süreçtir. Dünya ve âhiret mutluluğumuzu kazanabilmek için zamanımızı iyi değerlendirmemiz gerektiği, yüce Kur’ân’ın ve Hz. Peygamberin üzerine vurgu yaptığı önemli bir konudur.
Hepinizin bildiği üzere içinde bulunduğumuz ay, canların ve inananların oruç tuttuğu Muharrem ayıdır. Kelime manası hürmete layık, haram kılınmış anlamına gelen ‘‘muharrem’’ kelimesi, diğer haram ayların da ismi olmuştur.
Nitekim Muharrem ayı, tarih boyunca insanlık için dönüm noktaları sayılabilecek önemli olayların cereyan ettiği bir aydır. Aynı zamanda on iki ay ve 355 gün olan kamerî ayların ilki olması itibari ile hicrî yılbaşı olma özelliği taşır. Çünkü Hz. Peygamberin Mekke’den Medine’ye göç ettiği 622 yılı, halife Ömer’in hilafeti sırasında takvim başlangıcı yapılmıştır.
Muharrem ayının onuncu günü, Aşure günü olarak tarihteki önemli konumunu değişik özellikleri ile bünyesinde toplamıştır. Örneğin Yahudilerin de oruç tuttuğu bu günde, Hz. Peygamber Aşure orucunu Müslümanlara da tavsiye etmiştir.(1)
Yüce Allah Fecr suresinde ‘‘Ve leyâlin ‘aşr’’ ayetiyle 10 geceye dikkat çekmektedir.(2) Bu ayetin tefsirlerde değişik şekillerde yorumları yapılmaktadır. Bazı tefsirlerde Allah’ın on Peygamberine on mucize verdiği anlatılır. Bu yorumlardan birkaç tanesi şunlardır:
• Hz Âdem’in tövbesinin kabul edilmesi, affedilmesi
• Hz İbrahim’in, Nemrut’un ateşinden kurtulması
• Hz Yakup’un oğlu Hz Yusuf’a kavuşması
• Hz Musa’nın Firavun’un elinden kurtulması
• Hz Nuh’un tufandan kurtulup, geminin ‘‘Cudi’’ dağına istivası.
Bu rivayetlere itibar olunmuştur ki; Osmanlılar döneminde Muharrem ayının ayrı bir önemle karşılandığını görmekteyiz. Bu ayda şairlerin ‘‘Muharremiye’’ adı verilen manzum şiirler yazıp padişaha arz ettikleri ve padişahın da ‘‘Muharremiye Bahşişleri’’ denilen hediyeler dağıttığı bilinmektedir.
Şii tefsirler de ise; sadece Kerbelâ vurgusu yapılarak Muharrem ayının ilk on gecesine dikkatler çekilmektedir. Tabiî ki bunda yüreklerimizi sızlatan Kerbelâ hadisesinin etkisi büyüktür.
Âşık Yunus’un ifadesiyle;
-Şehitlerin ser çeşmesi Enbiyanın bağrı başı,
-Evliyanın gözü yaşı, Hasan ile Hüseyin’dir.
-Hz. Ali babaları, Muhammed’dir dedeleri,
-Arşın iki küpeleri Hasan ile Hüseyin’dir.
-Kerbelâ’dır yazıları, şehit olmuş gazileri,
-Fatma ana kuzuları, Hasan ile Hüseyin'dir.
Değerli Dostlarım;
Ebû Süfyan’ın torunu, Muaviye’nin oğlu Emevî Devletinin II. Halifesi Yezid, iktidar hırsıyla, Cuma’ya rastlayan bir Aşure gününde, Hz. Hüseyin’in başında olduğu çoğunluğu Ehl-i Beyt’in (Hz. Peygamberin ev halkı) kadın ve çocuklarından oluşan 72 kişiyi, Kerbelâ sahrasında hunharca şehit etmiştir.
Yüce Kur’ân’da, cana kıymak haram kılınmış ve bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmeye, bir hayatı kurtarmakta bütün insanlığı kurtarmaya denk tutulmuştur.(3)
Bu elim hadise, bütün Müslümanlar için büyük bir acı ve travma olmuştur. Bu travma, Yezid’i zulmün ve zalimlerin, Hz. Hüseyin’i de, mazlumların ve ezilmişlerin sembolü haline getirmiştir.
Bize düşen görev; Kerbelâ’ya sadece ağlamak ve yeni olmuşçasına dövünmek yerine, onu doğru okuyup yeni Kerbelâ’ların önüne geçmektir. Bunun yolu; doğru, sağlam ve güvenilebilir bilgi ile kendi geleceğimizi inşa etmek için harekete geçmektir. Mazide yaşayanların asla gelecekleri olamaz. İnsanlar Kerbelâ’yı doğru okumayı başaramazlarsa, İslam dünyasının her yeri Kerbelâ haline gelebilir.(4)
Bugün Kerbelâ olayının hatırasını, yas günü olarak algılayan bazı Müslümanlar, on Muharremde sergiledikleri etkinliklerde ‘‘kendi kendine işkence’’ denilebilecek uygulamalar yapmaktadır.
Şahıslar, olayın mekânı ve meydana geldiği zaman dilimini kutsallaştırmış ve Kerbelâ üzerinden önemli semboller üretmiştir. Mesela Kerbelâ toprağının kutsallığına inanılmış, toprağından secde taşı (türbe/mühür) ve tespih yapma adet olmuştur. Ayrıca orayı ziyaret etmek, orada ağlamak, fazilet ve sevap sayılmıştır.(5) Elbette bu da yanlış kabul edilen ve İslam’ın özüne uymayan bir uygulamadır.
Değerli Okurlarım;
Kerbelâ’dan söz etmekteki amacımız, eski yaraları kaşımak değildir. Bilakis Kerbelâ’ların tekrarlanmaması için gereken önlemleri almak içindir. Geçmişini kutsallaştıranlar ya da yok sayanlar, geçmişin doğru anlaşılmasını zorlaştırmaktadırlar.
Bugün bütün Müslümanları ağlatan Kerbelâ hadisesini iyi anlayabilirsek, geçmişin yükü altında ezilmek yerine, ondan gerekli dersleri çıkarabiliriz.
Muaviye’nin, Hz. Osman’ın öldürülmesinden sonra Şam’da başlattığı, kendisine iktidar yolunu açan desiselerle dolu siyaset kampanyası, Hz. Ali’yi Hz. Osman’ın katili olarak ilan etmesi, Sıffin savaşının en kritik anında iken Kur’ân sayfalarını mızrakların ucuna astırması, iktidar hırsının insana neler yaptırabileceğinin en büyük göstergesidir.
Nitekim Kerbelâ’nın sebebini, Muaviye’nin ve oğlu Yezid’in iktidar hırsında aramak gerekmektedir.
İslam dünyasını kan gölüne çeviren Muaviye ve Yezid’lerin hırsları, aç gözlülükleri insanlara ders olmalıdır.
Bu sebeple geçmişten ders çıkarmak, dinin siyasal bir ideolojiye indirgenmesini önlemek ve insanın bizatihi değer olduğunu kavramak gerekir.
Hz. Hüseyin’e reva görülen bu muamele ne kadar haksız ve ne kadar üzücü olursa olsun, Müslümanlar arasında ayrılık ve husumet söz konusu olmamalıdır. Yapılması gereken şey, Hz. Hüseyin’i anlamaya çalışarak vicdanların sorgulanmasıdır.
Ayrıca hile ve desise ile Hz. Hüseyin’e kıyanların, sıcak çölde ona ve evlatlarına bir yudum suyu çok görenlerin ve hunharca Ehl-i Beyt’in bu güzide insanlarını şehit edenlerin avukatlığını yapanların vicdanlarını sorgulayabilmeleri gerekir.
Değerli Dostlarım, Hz. Peygamberin hayatında tarikatlar ve mezhepler yoktur. Mezhepler; din anlayışındaki farklılaşmaların kurumsallaşmaları sonucu ortaya çıkan beşeri oluşumlardır. Adı ne olursa olsun, herhangi bir mezhebin veya tarikatın İslam’la özdeşleşmesi de mümkün değildir.
Neticede Hz. Hüseyin, Kerbelâ’daki haklı mücadelesine rağmen asil duruşu ve eğilmeden onurlu direnişiyle insanlığın ve müminlerin gönüllerinde taht kurmuş, bu zulmü reva görenler ise, insanlığın ortak vicdanında mahkûm olmuştur.
Kerbelâ şehitlerinin efendisi Hz. Hüseyin başta olmak üzere, tüm şehitlerimizi rahmetle anıyor ve yâd ediyoruz. Herkesin Aşuresini Allah kabul etsin…
Ne mutlu tarihten ibret alabilenlere ve bize her yer Kerbelâ diyebilenlere. Sevgi, saygı, muhabbet ve esenlikler dilerim. Allah’a emanet olun.
KAYNAKLAR
1-Buhârî, Savm, 69, II, 250; Tirmizi, Savm, 50, III, 128.
2-Fecr Suresi, 2.
3-Mâide Süresi 32.
4-Prof. Dr. Hasan Onat, AÜİF Öğretim Üyesi, Akademik Orta Doğu Dergisi, Cilt 2, Sayı 1, 2007.
5-Prof. Dr. Sönmez Kutlu, AÜİF Öğretim Üyesi, Kerbelâ Vakasına Yaklaşımda Yöntem Sorunu, http://www.sonmezkutlu.com/
Dr. Metin AVCI
Bu haber toplam 4289 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÇOK OKUNANLAR