ÜYE İŞLEMLERİ
PİYASALAR
DOLAR
7,7758
EURO
9,1001
IMKB
80.549
HAVA DURUMU
MAİL LİST
Nöbetçi Eczaneler
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
METİN AVCI - SÖZDE TARİKATLAR!
06 Eylül 2020 Pazar 10:54

METİN AVCI - SÖZDE TARİKATLAR!

Yazar Dr. Metin Avcı'nın yeni makalesini siz sayın okurlarımızın beğenisine sunuyoruz.
 
 
 
Dinimize, Diyanetimize zarar veren ne kadar sözde tarikat, cemaat ve hizmet grubu varsa Allah hepsini bildiği gibi yapsın...
Artık bu kendini ve dinini bilmez yobaz ve softalar yüzünden bütün toplumun midesi bulandı...
Acizane ben de bir mezhepler tarihi düşünürü olarak bu konuda fikrimi söylemek istiyorum:
Günümüzde Tarikat olarak adlandırılan dini hareket ve grupların neredeyse hemen hepsi, dini kurtarma davasında olan ama kendini bile kurtaramayacak zavallı insanlardan oluşmaktadır...
Bu yüzden olsa gerektir ki; ''En doğru en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır'' diyerek tüm yurtta tekke ve zaviyelerin kapatılacağının işaretini veren Mustafa Kemal Atatürk, 2 Eylül 1925 tarihli kararname ile tekke ve zaviyelerin kapatılması kararını almış, 30 Kasımda meclisten çıkarttığı kanunu, 13 Aralık 1925 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe koymuştur.
Çünkü Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler ve müritler memleketi olamazdı. Buna göre türbedarlıklar ile şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik vb. birtakım unvanlar kaldırılmıştı.
Ülkemizde bu kanun hâlâ yürürlükte olmasına rağmen bu kendini bilmez şeyhler! ve hilkat garibesi din tüccarları nereden türemektedir?
Üstelik "İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu
aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere; Cumhurbaşkanlığına bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuş" olmasına rağmen, bu denetimsiz boşluk nereden doğmaktadır?
Demek ki birileri kanunun kendisine verdiği görevi doğru bir şekilde yerine getirmemekte veya getirememektedir...
Bu yüzden en son melun Fetö hareketinin ülkemize ve inancımıza açtığı derin yaralar hâlâ ortadayken; bir an evvel bunların tarikat olarak değil vakıf ve dernek olarak hukuki anlamda tescil edilmesi, para kaynaklarının ve topladıkları yardımların denetime tabi tutulmaları gerekmektedir. Tıpkı diğer dernek ve vakıfların tabi olduğu kanunlara tabi olarak denetim altına alınmaları ve Diyanetin daha aktif ve yetkin bir şekilde boşluğu doldurması gerektiğini düşünmekteyim.
Tabiki en önemlisi de, siyasetçiler tarafından bu ne idüğü belirsizlerin kayırılmaması da gerekmektedir.
Hatta bugün Türkiye'de sayısı 90'ana varan İlahiyat fakülteleri ve İslami İlimler fakülteleri başta olmak üzere, diğer üniversite ve fakültelerde de bu kimselerin ideolojik kadrolaşma yapmalarına izin verilmemesi hususu son derece önemlidir.
Bugün bir çok üniversite rektöründen dekanına, diyanet içinde ise başkanından genel müdürüne ve mahalledeki camisinin imanına varana kadar, bu cemaat ve grupların temsilcilerinin dolu olduğuna ve ideolojik kadrolaşma yaptıklarına emin olunuz...
Öyle ki bu kimseler devlet imkanlarını sonuna kadar kullanarak, toplum içinde kendilerine nüfuzlu yerler edinebilmişlerdir.
İlim ve irfan ehli büyüklerimizin tespitlerine göre; mevcut tarikat ve dini hareketlerin en iyi niyetli gözükenleri, liderleri ve şeyhleri, icraatları ve eserleriyle birlikte masaya yatırıldığında, bunların dahi sağlıklı bir din anlayışına sahip olmadıkları gerçeği ortadadır.
Bunlar nice gencimizi gerçeklikten kopararak bu genç dimağları zehirlemektedirler. En basit ifadesiyle kaş yapayım derken göz çıkarmaktadırlar.
Halka hizmet edeyim derken halkı taassuba, bağnazlığa ve yandaşlığa iterek ötekileştirmektedirler.
Bunların din psikolojisinden, din sosyolojisinden ve din felsefesinden bırakın bu ilimleri din tasavvufundan bile haberleri yok.
En iyi bildikleri şey! milletin imanını ölçmek. Sanki ellerinde imanometre var ve hemen sanki ateş ölçer gibi senin imanını ölçüyorlar ve seni yaftalıyorlar. Eminim ki bir takımları şuanda benim imanımı ölçüp notunu vermiştir bile...
Bir de bunların ellerini öpünce cennete gidiyorsunuz ya... İşte burda kopuyorum... Allah sizin ellerinizi...
Nafile... Ne desek ne yapsak nafile... Peki çare ne? Çare yetkililerin elinde... Ama bir tek ümidimiz var: Adaleti sonsuz ve kadiri mutlak olan yüce ALLAH. O bizi, ehlimizi ve tüm iyi niyetli siz dostlarımızı korusun... Amin
Dr. Metin Avcı
Bu haber toplam 3436 defa okunmuştur
YORUMLAR
Teşekkür
ZERRİN BULAK
Hocam mükemmel anlatmak ancak budur teşekkürler
06 Eylül 2020 Pazar 11:40
78.190.1.119
ÇOK OKUNANLAR