ÜYE İŞLEMLERİ
PİYASALAR
DOLAR
7,4330
EURO
9,0355
IMKB
80.549
HAVA DURUMU
MAİL LİST
Nöbetçi Eczaneler
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Sanatçı Aynur Doğan’la Münih’te bir söyleşi – Ayşe Sökülmez
06 Ocak 2016 Çarşamba 22:17

Sanatçı Aynur Doğan’la Münih’te bir söyleşi – Ayşe Sökülmez

Ayşe Sökülmez, Aynur Doğan‘la konseri öncesi, Münih’te, bir söyleşi gerçekleştirdi. Sökülmez, kendi soruları yanı sıra başkalarının sorularını da yönellti sanatçı Aynur Doğan’a. İçten, samimi bir röportaj ortaya çıktı.
 
Söyleşi - Ayşe Sökülmez
 
Hem yorum olarak

hem hitab olarak

hem de parçayı alıp kavramasıyla beni sarıyor adeta

onu dinlerken kendimden geçiyorum dediği,

Dengbej’in tıpkı kendisi de aynada yansıması gibi şimdiki zamanların

müziğe, duygu ve ahenge onu kavrayıp sararak dinleyicisini büyüleyerek alıp götürdüğü diyarlar,

üstelik kimbilir kaçıncı yolculuğumuzdu…

27 Eylül 2015 “Aynur Doğan Konseri”,

Münih Gasteig Carl Off  Saal’da dinleyicisi onu birazdan sabırsızlıkla konserin başlamasına dakika sayıyordu, tıpkı bizim gibi.

Bir dokunduk sadece,

bin dünya dinledik dar bir zamanda tıpkı kutsal kitaplarda yazıldığı gibi,

kaç zaman dünya’da kaldığınızı ya da yaşadığınızı düşünüyorsunuz diye sorulan sorudaki gibi.

Organisasyonu yapan gencecik idealist pırıl pırıl  gençlere röportaj isteğimi ilettiğimde

tabi ki neden olmasın deyip, onları takdir ettiğimi bildiklerinden,

röportajı onlarla yapmak istediğim anlaşılmıştı başta.

Randevulaştığımız mekanda buluştuğumuzda Aynur birazdan seslendireceği şarkılarının provalarını yapıyordu.

Yanlış anlaşılma fark edildiğinde o pırıl pırıl çocuklar dediğim gençler hemen menejerine reportaj-söyleşi isteğimi iletip, aslında bunun mümkün olmadığını ama kısa da olsa küçük bir görüşme olanağı saglanması için ellerinden geleni yapacaklarını söylediler nezaketle.

Prova bitip tam konser için hazırlanacağı o dar zaman dilimine sığdırılan söyleşimiz bir dünya oldu sanki…

Daha önce kendimde çok heycanlanıp,

bu dünyayı anlatan insana ne sorulabilir ki diye düşünerek,

ki bildik sıradan,

hangi rengi sevdiği,

hangi takımı tuttuğu, okuduğu kitabı,

gibi sorular değildi sormak istedklerim.

Bu anlamda ani bir manevrayla  çok sevdiğim bir kaç arkadaşıma yönlenerek onlar ne sormak ister acaba diye,.

onların ne sorabileceklerini ve direk onların bilmek istedikleriyle söyleşiye başlamak istedim.

aynur-dogan-sanatci.jpg

O Bir dünya…

 Zülfiye Demir Gedikli  Ankara’dan sordu.

Keşke Ahmedo’yu bu kadar güzel söylemeseydin.

Ben onu dinlerken mesela “Mardin bu kadın” diyorum.

Ben soruyu sanki şöyle anladım ya da ben de şöyle sorayım bu soruyu.

Stranları dinlerken bu kızın kendisi Mardin,Cizre, Diyarbakır sanki.

Bütün coğrafyaya hakim,

yaş itibariyle yüz yıl binyıl yaşamışsın gibi geliyor insana.

Hem yaşamış hem de ögrenmişsin bizlen paylaştıkların bu ögretiler sanki.

 Orta-Doğu’ya baktığın zaman,

Anadolu’ya baktığın zaman Mezopotamya’ya baktığın zaman,

ta Kafkas’lara kadar çok duygu benzer aynı.

Hindistan’dan da gelen İran’dan gelen duygu da aynı duygular bu duygular çok çok farklı değil.

 Ferhat Kolaç İstanbul’dan sordu.

Türkiye’de var olan bu savaç için bir barış projesi var mı?

 ‘Tabi ki barış için yapılacak cok sey var ama söylenecek, en güçlü şey hiç zaman kaybetmeden bütün Türkiye halklarının bütün Ortadoğu halklarının barış’ı haykırmasıdır. Elbette bunun yanında empatiyi, sevgiyi inşa etmenin büyütmenin yollarını bulmak, kültürün kaybolmasının önüne geçmek için emek vermek gerekir”.

ayse1.20160106223204.jpg

“Savaş bir şehri yerle bir edebilir, yok edebilir ama bir kültürü tarihten silemez. Bizim yapabileceğimiz en iyi sey bu kültürün müziğini nesillere, dünyanin geri kalan halklarina taşımaktır çünkü, önyargısız bütün duvarları aşıp geçecek tek şey sanattır, müziktir”.

“Tabii ki dinleyicilerin ya da halkın buna destek olması ve sahiplenmesi gerekiyor. Fakat günlük politika insanları o kadar çok etkisi altina almıs ki, bazı seyler görünmüyor.”

“Örneğin 15 Eylül’de Toronto’da Silk Road Ensemble with Yo-Yo Ma Projesinde yer aldım. Bu projenin filmi Toronto Film Festivalinde dünya premieri’ni yapti. Yakın zamanda tüm dünyada gösterilecek, izleyen insanlar için Kürtçe’yi bir Holywood filminde dinleyebilecekler ve bu bir farkındalık yaratacaktır. Ayni zamanda proje içerisinde yer alan farklı ülkelerden olan tüm müzisyenler ile birlikte her dilde Barış için cümle söylüyorsun, Toronto’da film festivalinde bir farkındalılık yaratıyorsun”

“Bence sanatçıların, edebiyatçısı, sinemacısı müzisyeni, her neyse gerçekten Barış için emek veren Barış’a adayan herkese bir kere dinleyiciden, halktan destek gelmesi lazım”.

 Meral Baz Diyarbakır’dan sordu.

Hedeflediği yerde mi?

“Müzik anlamında tabii ki hedeflediğimiz yerde değiliz. İstediğimiz şekilde müzik yapamıyoruz maalesef. Politika dışında bir adım atamıyoruz.”

“Mutlaka bizi, bir yerde politikanın içine çekiyorlar.”

“Dinleyici bile benden bunu istiyor.”

“Konser programımız var mesela paralelinde sorunlar simdi konser yapma sırası mi?”

“Herkes hareket halinde, bakkal bakkalını açıyor, terzi dikişini dikiyor ama ilk susturulmak istenen müzik oluyor.”

“Çünkü bu anlayış müzigi bir sanat olarak değil, bir eglence aracı olarak görüyor, öncelikle toplumun bunu ayırt etmesi gerekiyor.”

“Biz Kürt müzisyenlerin önü açık olmalı ki üretebilelim.Üretebilelim ki farkındalılık yapalım.”

“Türkiye’de Google’ye girdiğiniz zaman en çok benim konserlerim iptal edilmiş.”

“En çok engellenen benim konserlerim. Yani bizimde önümüz açık değil ki kafamız açılsın.”

Keçe Kurdan adlı albümün 2005’te Diyarbakır’da dağa teşvik ettiği ve ayrılıkçılığı körüklediği gerekçesiyle yasaklandığını ve yargılandığını biliyorum.

“Çok da söyleyecek bir cümle bulamıyorum. Mantık ve zihniyet aynı, hiç birşey degişmedi ki..!”

Sohbet söyleşimiz o kadar derin o kadar içten oldu ki zamanı oda da bulunan hepimiz unuttuk.

Konserin başlamasına çok az bir zaman kaldı, daha arkaşaşlarımın sorularını, benim kısa kısa sorularımı nasıl soracağımı düşünüyordum.

Zaman hem kısa, hem uzundu sanki.

Süreyya Akay Münih’ten soruyor..

Ki söyleşide şu an yanımızda gülüştük.

En Sevdiğin bir şarkının hikayesi..?

‘Geleneksel müzik yaptığımız için özellikle de kürt geleneksel müziğinin yazılı bir kaynağı yok.

Dolayısıyla kürt müziğinin kültürü ses ve söz üzerinden geliyor.

Ve bunların hepsi yaşanmişlik üzerine gerçek hikayeler.

Hani böyle fantaziler çok azdır. Hikayeler hep yaşanmış hikayelerdir. O topraklarda aynı zamanda feodalizm keskin bir şekilde hakim.

Bu bağlamda kadınların yaşamış oldukları bu dramlar, hep erkek ağzıyla söylenmiş dillendirilmiş.

Mesela eskiden kırk yıl önce kadın olarak Ayşe Şan vardı onu nerdeyse afaroz etmişler çok zorluklar çekmiş bu anlamda.

Bütün zorluklara ragmen kadın ağzından söylenmiş melodi bugün bakıyoruz bir dünya olmuş, evrensel olmuş mesela..

Bütün şarkılar doğadan,savaştan,sürgünden özellikle de kürt kültüründe bunları biliyorsunuz. Kürtler tarih boyunca bir dram yaşamış ve hala yaşamaktalar.

Türlü katliamlardan geçmişler dolayısıyla hikayeler çok gerçek ve bütün dengbej parçalarının hikayeleri çok özel,

yani bunlardan birini seçin dediğiniz zaman hiç birini seçemiyorum hepsinin kendine has ayrı bir özelliği var.

Zazacaya baktığınız zaman ayrı bir hikaye ayrı bir dram.

Kurmanciye bakıyorsunuz aynı.

Türkçeye dönsek halk müziğinde her şarkının ayrı bir özelliğ var.’

İç Anadolu mesela?

‘Mesela Aşık Veysel.. Neşet Ertaş’a baktığımız zaman;

Neşet Ertaş sürgün yaşayıp kendi ülkesini terk etmiş.

Aslında son dönemlerinde kendi ülkesinde son bir kaç yılda popüler olmuş bir isim.

Ama örneğin onun babası bir Muharrem Ertaş vardır ki o bir dünya anlatıyor.

Bunu kelimelere dökmek çok zor.

Bunun gibi,

Pir Sultan Abdal ha keza.

Dadaloğlu’na bakıyorsunuz bir felsefe anlatıyor.

Dünya varolduğundan beri evrenin varoluşundan bahsediyor.

Dolayısıyla bizim özellikle Anadolu’daki, Mazepotamya’daki hikayeler gerçek ve yaşanmış hikayeler

olduğu için hepsi çok özel.

Hepsi tek tek hayatın kendisi.

Yücel Eşsizoğlu Antalya’dan soruyor

kendi de bir müzisyen aynı zamanda:

Anadilinde rüya görür mü?

Ek olarak ben de “görmek istediğin rüya nedir” desem.?

“Güzel bir soru”.

“Görmek istediğim rüya;

herkesin barış içerisinde sevgi birlik beraberlik içnde yaşaması”.

“Görülen rüyanın diline gelince,

kendi dilinde müzik yapıyorsun müzik olarak çok derin hissediyorsun ama konuşur kendi dilin o kadar etkilemiyor.”

“Çünkü yedi yaşından itibaren sen o dili bırakıyorsun bambaşka bir dille büyüyorsun bütün günlük hayatında her yerde, bu gerçeklik maalesef hayatimizda”.

“Ama geçmişime özlem duydugum Zaman, rüya gördüğümde, diyaloglar kürtçe.”

…bana göre rüyaların dili yok sanki.

Evet..belki de…

Arkadaşlarım dostlarım bağışlasın, sorularını soramadıklarım.

Son bir soru sorsam?..

Kaç Dengbej dinledin?

“Dengbejleri çok severim çok dinlerim. Dedeleri Pirleri dinlerim ayrıca.”

Kendin dinlerken ağladığın bir degbej ya da çok etkilendiğin?

“Şeroye Biro beni en çok etkileyen dengbej.”

“Erivan’daydı. O da Ermenilerin bize kazandırdığı ve gerçekten bana göre tabi ki bir çok iyi dengbej olmasına rağmen aslında,”

“o da çok iyidir, bu çok daha iyidir demek yanlış belki ama onun kendine ait bambaşka bir ruh dünyası var”

“Şeroye Biro gerçekten beni hem yorum olarak çok etkiliyor hem hitap hem de parçayı alıp kavrayışıyla beni sarıyor ben onu dinlerken kendimden geçiyorum…”

..tıpkı ben de seni dinlerken kendimden geçtiğim gibi….

Bir dünya Keça Kurdan…

 

Bu haber toplam 3242 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.