ÜYE İŞLEMLERİ
PİYASALAR
DOLAR
6,0368
EURO
6,8881
IMKB
80.549
HAVA DURUMU
MAİL LİST
Nöbetçi Eczaneler

Defne Koç / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

TESADÜFEN

12 Haziran 2018 Salı 23:01

 

 

 

Tesadüflere bırakılmış, hatta olağana bağlanmış bizim hayatlarımız. Rastlantısal gelişen her olay  “Şans eseri“ ya da “Allah’ın işi” diye adlandırılmış ki güzel şeylerin başımıza sıkça gelmemesine rağmen. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere; içi boş tanımlar, derinliğinden yoksun kavramlarla dolu anlayışımız. Kavramlar listemizdeki kabul etme’nin kısa tanımına bakalım:

Hayat çaba göstermeyi gerekli kılar bir hedefe ulaşmak için. Bu olmazsa olmaz koşuldur. Kabul etmek; son noktaya kadar gösterilen çabanın artık bir karşılığı yoksa yapılması gerekendir. Ayrıca bir olgunluktur da… Sonra akışına bırakmak ve beklemeyi seçmek de saygın bir davranıştır. Ama ne zaman, neyi, nerede yapacağımız çok önemli.  Bizde sağlam temelden yoksun başlangıçlar, beyhude çırpınışlar, yanlış zamanda pes etmeler, boşuna diretmeler ve sonunda da büyük bir yorgunluk… İşte daha en baştan Eyvallah’ demenin açılımı… Bunun adına da kader’ yaftasını yapıştırıyoruz. Kolaycılık, tembellik, karar seviyede hırs yoksunluğu ermiş bir “kabul ediş“ sayılmaz.

Hayatın doğumdan ölüme bir düzeni, bir matematiği var… Selamı az, hoşça kalı bol sert bir anlayışı… Bedeni, zihni, kalbiyle zayıf bir askerin zırhı sağlam olmuş ne yazar? Önce kendini geliştirmeli, bilmeli, anlamalı derinliğini… Sonra karar verebilesin…

Bizim toplum o yüzden hep ergen. O süreci atlatamadığından seçimleri de hep yanlış… Muhakeme kabiliyetine ulaşamadığından soru sormaktan korkuyor. Yanıtlarını bilemediğinden işin içinden çıkamıyor. Eğitimden, bilgiden uzak kalırsa isyankâr olacağına dair inançları kayıtlarına işlenmiş… Üniversite gençliğini de bu yüzden hazmedemiyor, kendinden farklıyı bundan kolay kabul edemiyor. Cehaletin kazdığı kuyuya düşmekten sakınmıyor, bilginin yüceliğinden yükselmekten çekiniyor. Dünyanın bereketinden faydalanmaktan bile imtina ediyor. Hâlbuki hayattan ne kadar çok şey talep ederse o kadar alacağı aşikâr…

Efsaneye göre ilk insanlar ters yüz görürmüş dünyayı… Ne zaman ki sudaki aksine bakmış, o zaman değişmiş her şey…

Seçimlerimize bağlı hayatımız ve hayatımıza bağlı seçimlerimiz… İyi bir seçmenseniz, kararlarınızın ağırlığını da taşıyabilirsiniz. İyi bir seçmen mi? O kararı verecek aklın, bilginin, ruhun, anlayışın beslediği bütünlüğün sahibi…

Kaç kişi?

Secimler mi?

Kader, kısmet, tesadüfen…

İlişkiler Üzerine

Herkes diğerinden saygı bekliyor. Tanımadığımız insanlara karşı saygılı, kibar tutumlarımızı kastetmiyorum. Benim derdim birbiriyle uzunca vakit geçirmiş eş dost, aile arasındaki. Elbette ki ilk kural karşıdakine saygıyı vermek. Tüm duyguların eşit oranda içten bir değerle verilmesi gerektiği gibi. İlk hataların affedilmesi gibi… Ancak saygı alınan bir değerdir. Karakteriniz, yasama bakışınız, kucaklayıcılığınız, insanlık kaliteniz bunu belirler. Birine zorla saygı duyamazsınız. Zorlanan tutumlarınız olur, o da yapaydır. Gerçek saygı kişiliğin derinlerinden gelir ve davranışlarda, sözlerde, mimiklerde can bulur. En sonunda da karşıdakinin gözlerinde… Kimsenin size saygı duymasını beklemeyin. Kendinize nasıl saygı duyulurdu ona bakın. Kendinizde neleri değiştirirseniz saygıya mazhar olacağınıza odaklanın. Gerçekten saygı duyduğunuz insanların özelliklerini harmanlayıp taklitlerini yapmak bile güzel bir başlangıç. Saygı duymak, saygın olmak, saygılı davranmak, saygı beklemek hepsi siz’in ürününüz, karşıdakinin saygıdan yoksun biri olduğuna karar vermek bile... En önemlisi de saygı duymaya yönelten baş kahramanı unutmayın… Sevin! Hem de çok!

Sevgi ve saygılarımla,

  

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
ÇOK OKUNANLAR