ÜYE İŞLEMLERİ
PİYASALAR
DOLAR
5,7332
EURO
6,5830
IMKB
80.549
HAVA DURUMU
MAİL LİST
Nöbetçi Eczaneler
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Türk Konseyi Basın Açıklaması
27 Temmuz 2018 Cuma 10:34

Türk Konseyi Basın Açıklaması

Almanya'da, 2000-2007 yıllarında 8'i Türk 10 kişiyi öldürmek, 2 bombalı saldırı ve 15 banka soygunu gerçekleştirmekle suçlanan NSU terör örgütü üyelerinin, Münih Yüksek Eyalet Mahkemesinde görülen davada çıkan karar üzerine Türk Konseyi bir basın açıklama

 

 

Türk Konseyi Basın Açıklaması

Değerli Dernek Başkanları ve yöneticileri,                                                                                                                         

Değerli Basın mensupları,

Değerli Vatandaşlar ve arkadaşlar,

Almanya'da, 2000-2007 yıllarında 8'i Türk 10 kişiyi öldürmek, 2 bombalı saldırı ve 15 banka soygunu gerçekleştirmekle suçlanan NSU terör örgütü üyelerinin, Münih Yüksek Eyalet Mahkemesinde görülen davada çıkan karar bizi tatmin etmedi.

Baş sanık Beate Zschaepe`ye ömür boyu hapis cezası verildi ama verlilen kararın altı boş bırakıldı, yani Almanyada ömür boyu hapis cezasının karşılığı en fazla 20 senedir. Ceza hükmünde ek olarak sonuna kadar ceza uygulanacak ibaresi olmadığı için iyi hal indiriminden faydalanıp bir kaç yıl içersinde özgürlüğüne kavuşma ihtimalinin olmasıda vicdanları yaralamıştır.

NSU terör örgütü üyesi Zschaepe ile örgüte yardım ve yataklık yapan Ralf Wohlleben, 10 sene ceza aldı, son olarak gazetelerde çıkan haberlerde Ralf Wohlleben´in hapisten çıktığı yazıyor. Andre Emminger'e 2,5 ve Holger G.'ye 3 yıl hapis cezası verildi ve Beate Zschaepe hariç hepsi salıverildi.

Almanya’daki Türk toplumu tarafından yakından takip edilen dava neticesinde, NSU davasının Almanya tarihinde aşırı sağcı teröre ilişkin en büyük ve en uzun süren "6 Mayıs 2013 tarihinde başlayan dava süreci 5 yılı aşkın bir zaman dilimine yayılmış ve bu çerçevede 438 duruşma gerçekleştirilmiştir. Almanya'da asrın davası olarak adlandırılan davada bizim beklentimiz karşılık bulmamıştır ve verilen bu karar, tatmin edici olmaktan uzaktır.

Alman basınında yıllarca “dönerci cinayetleri” olarak adlandırılan saldırılar için Türk mafyası Almanya’da hesaplaşıyor, bu cinayetlerin Türkler arasında etnik ya da mezhepsel gerilimlerden kaynaklandığı tartışması. Alman güvenlik birimleri göçmen aileleri şüpheli olarak görmesi, öldürülen kişilerin eşleri, çocukları şüpheli olarak sorgulanması.

Ayrıca soruşturmaların başlangıç aşamalarında kurbanların aileleri ön yargılı ve asılsız suçlamalara maruz bırakılarak mağdur edilmişlerdir.

Bu durum Almanya’daki Türk toplumunu da rencide etmiştir.

NSU’nun neden Türk göçmenleri hedef aldığı, kurbanlarını nasıl seçtiği, neden uzun yıllar boyunca bu cinayetleri üstlenmediği, bu cinayetlere neden 2007 yılında son verdiği, güvenlik birimleri içerisindeki bazı kişiler tarafından korunup kollanmadıkları gibi onlarca soruya hâlâ yanıt bulunamıyor. İç istihbarat örgütü Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın, NSU ile ilgili olabilecek gizli belgeleri imha etmiş olması, 120 yıl arşive konulan belgelere gizlilik kararı, yargılama süresince resmî kurumların birçok bilgiyi gizlemesi ise Almanya’da kurumlara, hukuk devletine güveni zedelemiş bulunuyor.

Başsavcılık, başından bu yana NSU’nun aşırı sağcı üç kişiden oluştuğu savında ısrar etse de gün yüzüne çıkan bilgiler, farklı eyaletlerde cinayetler işleyen, bombalı saldırılar düzenleyen, soygunlar gerçekleştiren grubun çok daha geniş bir destek ağına sahip olduğunu gösteriyor. NSU terör örgütünün, 2011’de bir banka soygununun ardından saklandıkları karavanda ölü bulunan Uwe Bohnhardt ve Uwe Mundlos ile Münih’te başsanık olarak yargılanan Beate Zschäpe ile sınırlı olamayacağı görüşü hâkim. Ancak üçlünün etrafındaki ağ ortaya çıkarılamıyor.

NSU’nun karanlık bağlantılarını aydınlatamadığı gibi, kamuoyu gündemini meşgul eden birçok soruya yanıt getiremedi, 5 tane bu olaya tanıklık yapan kişilerin mahkemede konuşacağını açıklamaları akabinde birer birer öldürüldüler. Bu olaylarda yeni kuşkulara yol açtı. Bu davranışlarıyla, Bir nevi Devlet destekli bu yeraltı gizli terör oluşumuna güven verdi ve güçlenmesine neden oldu.

Cinayetlerin arkasında ırkçı, Neonazı grupların olabileceği ihtimali dışarıda bırakıldı, aşırı sağcı grupların üzerine gidilmedi. Almanya kamuoyu, NSU adlı bir aşırı sağcı terör örgütünün varlığından ve bu cinayetlerdeki rolünden, ancak 2011 yılı Kasım ayında haberdar oldu. Tüm ülkeyi sarsan skandal, Neonazı grupların oluşturduğu tehdidi ciddiye almayan, çoğu zaman göçmen kökenlileri potansiyel şüpheli olarak gören güvenlik kurumlarının yaklaşımını, “kurumsal ırkçılık” sorununu gündeme taşıdı.

Bir diğer gelişme ise, bugün Almanya’da karşı karşıya bulunduğumuz yükselen ırkçılık ve aşırı sağcı grupların giderek daha da güçlenmesi. Hükümetin, aşırı sağcı gruplar hakkında Federal Meclis’e verdiği son bilgiler, kaygıları daha da arttırıyor; gelecekte NSU’ya benzer oluşumlarla karşı karşıya kalma tehlikesinin bulunduğuna işaret ediyor.

Münih Türk Konseyi olarak Beklentimiz!

Almanya’da NSU çınayetleri gibi ırkçılık ve yabancı düşmanlığı saklı cinayetlerin tekrar vuku bulmamasıdır.

NSU çınayetlerinin yanısıra faili meçhul kalan diğer tüm ırkçı, yabancı düşmanlığı motifli saldırıların faillerinin adalet önüne çıkarılmaları.

Maalesef Almanya NSU davasında ırkçılığa ve ırkçılara yeteri kadar güçlü bir karşı koyus göstermeyerek sınıfta kalmıştır.

Bu vesileyle Alman makamlarından Almanya’da ve Avrupa’da artan ırkçılıkla tavizsiz bir şekilde mücadele etmelerini, bu kapsamda özellikle siyasetçilerin ve medyanın sağduyu ile davranmasını beklediğimizi de vurgulamak istiyoruz.

Münih Türk Konseyi olarak, Bundan sonraki süreçte de konuyu yakından takip etmeye devam edeceğiz.

Böyle bir ortamda, Almanya’daki Türkiye kökenliler açısından da, NSU cinayetlerini aydınlatma çabaları, ırkçılıkla mücadele adımları her zamankinden çok daha büyük önem kazanıyor.

Bu yaklaşımın değişmesi, farklı görüşlere sahip olsalar da, göçmen kökenlilerin, derneklerin, bu konuda ortak tavır alması, NSU’yu aydınlatma çabalarına daha aktif bir şekilde destek olması gerekiyor. Çünkü bu, yalnızca adaletin yerini bulması için değil; gelecekte benzer ırkçı cinayetlerin olmaması, Almanya’da artan ırkçılık ve ayrımcılıkla daha etkin mücadele için şarttır.

 

Selam ve Saygılarımızla

 

Münih Türk Konseyi

Sami Demirel

www.tuerkenrat-muenchen.de

info@tuerkenrat-muenchen.de

 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÇOK OKUNANLAR